İletişim Çatışmaları Ve Empati kitap özeti

Üstün Dökmen; kitabında iletişim çatışmasının ne olduğunu+ etkili bir iletişim için nasıl bir ortam hazırlanması gerektiğini ve empatinin iletişimdeki önemini anlatmıştır.

Sevmek yeterli değil. Anlamak da gerekli. Anlayarak sevmek+ büyük bir erdem olsa gerek…

İnsanların birbirlerine karşı tavır alıp aktif çatışmaya girmelerinin+ belirgin ya da örtük çeşitli sebepleri olabilir. Örneğin karşımızdaki bir kişi ile ilgili olumsuz bir geçmiş yaşantımız varsa+ bugün bizim düşündüğümüz bir şeyi bile dile getirse+ yine de ona sinirlenebiliriz. ”Boşa gitmez kötüye bir ceza verilince” misali+ hazır fırsatını yakalamışken geçmişin intikamını almaya çalışabiliriz. Bugünkü ilgisiz bir olayı bahane edip+ geçmişin+ intikamını almaya çalışmak ise bir hatadır. Geçmişteki öfkemizi+ geçmişte halletmeliydik. Eğer bir öfkemizi ertelemek zorunda kalmışsak+ bu öfkemizi ilgisiz olaylara bulaştırmamaya çalışmalıyız. Aksi halde+ aktif çatışmalar başımızdan eksik olmaz. Bu konuda şöyle bir örnek verilebilir: Diyelim ki bir arkadaşınız size belli bir konuda haksızlık etti; siz de ”ayıp olur” diyerek sesinizi çıkarmadınız. Aradan zaman geçti ve aynı arkadaşınız+ sizin yanınızda farkında olmadan küçük bir pot kırdı. Siz de hemen parlayıp ‘’sen zaten hep böyle yaparsın” derseniz+ bir aktif çatışma başlatmış olursunuz. ”Sen zaten hep…” sözü+ zamanlaması kötü ve suçlayıcı bir genellemedir. Böyle yapmak yerine+ arkadaşınız size haksızlık ettiğinde+ anında tepki vermeliydiniz. Eğer anında tepki veremediyseniz ve aradan da iki ay geçtiği halde bu olayı unutmadıysanız+ o arkadaşınızı karşımıza alıp ”şu davranışın beni üzmüştü” diyerek söze başlamalısınız. Böyle yaparsanız+ o arkadaşınıza yönelik öfkenizin+ ilgisiz olaylarda patlak vermesini önlemiş olursunuz.

Sosyal kurallar zaman içinde değişebilir. Fakat her toplum mevcut kurallarını korumak+ onların zaman içinde değişmesini en azından hızla değişmesini önlemek ister. Bunu sağlayabilmek için de+ kurallara uyanlar ödüllendirilir+ uymayanlara değişik ağırlıklarda cezalar verilir. Özellikle belli ortamlardaki kuralları ciddiye almayanları+ giderek diğer insanlar da ciddiye almamaya+ hatta ortamın dışına itmeye başlarlar. Eskilerin deyimiyle ”her şeyin bir adabı vardır”. Kahvenin de bir adabı vardır. Söz gelişi kahvede söz erbabının (söz ehlinin) sözü kesilmez+ tavlayı kaybeden çay+ kahve paralarını öder. Şimdi siz kahvede+ söz erbabının sözünü keser ya da tavlayı kazandığınız halde çay parasını ödemeye kalkışırsanız+ bu ortamda giderek istenmeyen kişi haline gelebilirsiniz. Ortamın dışına çıkarılmak bazen soyut anlamdadır; insanlar sizinle olan iletişimlerini azaltarak sizi ortamın dışına iterler. Fakat bazen somut olarak da bir ortamın dışına atılabilirsiniz. Örneğin bazı yörelerimizdeki lokantalarda+ masada kül tablası göremeyince+ boşalan tabağınıza sigaranızın külünü silkelemeye kalkışırsanız+ borcunuzu bile ödemeye fırsat bulamadan kendinizi lokantanın dışında bulursunuz. Kural açıktır; yemek yediğiniz tabağı+ kül tablası niyetine kullanamazsınız.

Bir toplumda konuşulan dilin niteliği+ o toplumdaki iletişim biçimini yansıtır. Başka bir ifadeyle+ her toplumun dili+ o toplumdaki iletişim ihtiyacına cevap verecek niteliktedir. Söz gelişi Amerikalılar+ bugün davrandıkları gibi davranıp Japonca konuşamazlardı. Aynı şekilde Japonlar da bugünkü kişiler arası iletişim tarzlarını+ İngilizce konuşarak sürdüremezlerdi. Aynı şey bizim için de geçerlidir. Örneğin bizler+ batıdaki insanlara nazaran birbirimize daha bağımlıyız ve dolayısıyla da akrabalık ilişkilerine daha fazla önem veririz. Bu durum+ konuşma dilimizde kendini gösterir. Batı dillerine oranla bizim dilimizde çok sayıda akrabalık gösteren kelime bulunmaktadır; dayıoğlu+ amcaoğlu+ halakızı+ görümce+ baldız+ bacanak+ elti gibi… Dilimizdeki bu zenginlik+ sanırım başka hiç bir dilde yoktur. Söz konusu kelimeler muhtemelen+ birbirlerine bağımlı olan ve sıklıkla bir araya gelen insanlarımızın birbirlerine hitap etmelerini kolaylaştırdığı için+ günümüze kadar yaşamıştır.

Dünyanın hemen her ülkesinde kadınlar ve erkekler özellikle evli olanlar hem çok iyi+ hem de çok kötü geçine gelmişlerdir. Bu ikilem bizim kültürümüz için de geçerlidir. Kadınlarımızı bir yandan baş tacı ederken+ bir yandan da onların haklarını ve kişiliklerini gözardı etmiş+ onları erkeklerin bir adım gerisinde saymış+ hatta bu durumu somutlaştırarak+ onları sokakta birkaç adım arkamızda yürütmüşüzdür. Kadın-erkek ilişkilerinde ortaya çıkan ikilem+ dilimizde de ifadesini bulmuştur. Kadınlarımızın+ bir yandan Karacaoğlan’ın Elif’i betimlediği gibi+ ”Yayla çiçeği kokuşlu+ yavru baladan bakışlı” dırlar; bir yandan da ”eksik ve can sıkıcı” varlıklardır. Bu yüzden onlara+ zaman içinde ”eksik etek” ya da ”kaşık düşmanı” demişizdir.

Çocuk-ana-babalar toplumundan yetişkinler toplumuna+ belki de ileride empatik topluma giden yolumuzda+ Atatürk önemli bir isimdir. Aklı kullanmayı+ pozitif bilimi+ özetle yetişkin olmayı+ toplumumuzun gündemine getirmiştir. Ancak+ çocuk-anababalar toplumundan yetişkinIer toplumuna -ya da empatik topluma- geçmek+ galiba bir anda mümkün değil. Sanırım+ Atatürk ile toplum arasında da anababa-çocuk etkileşimi vardı. Çeşitli anılardan okuduğum kadarıyla+ Atatürk+ yaşları kaç olursa olsun çevresindekilere ”çocuk” diye hitap edermiş. Çocukları çok sevdiği için böyle davranmış olabilir; ya da hemen herkeste çocuklara ait özellikler gözlediği için böyle davranmış olabilir .Gerekçe ne olursa olsun+ her yaştaki insana böyle hitap edebildiği+ belki de böyle hitap edebilen tek kişi olduğu için+ Atatürk+ çevresindeki çocukların ana babası konumundaydı. Soyadındaki ”ata” kelimesi+ onu gelecek kuşakların da atası yapmaktadır. Atatürk+ ana baba olmanın yanı sıra+ kendi aklını kullanma sorunu olmayan bir yetişkin ve gerektiğinde spontan ve şakacı bir çocuktu. Böylece o+ üç kişisel rolünü birlikte kullanabilen bir kişi+ belki de gelecekteki empatik toplumun aramızdaki üyelerinden birisiydi.

Hiçbir zaman kişi onuruna sahip olmamış+ sürekli horlanmış bir insanın+ bu durumdan sıkıntı duymayacağı ileri sürülebilir. Fakat şu kesin ki+ bir defa bile ”insan” yerine konulmuş+ kişi onuruna sahip olmanın tadını tatmış bir kişi için geriye dönüş acı olur. Dostoyevski’nin kahramanlarından Suşilov’un problemi bu olsa gerek. Suşilov+ kendisine insan olarak değer veren Dostoyevski’yi+ bir anlık bile olsa geri çekildiği için affetmemiştir. Çünkü kişi onurundan vazgeçmek çok zordur. Bu yüzden+ tarihimizde bir gelgit grafiği çizen yetişkin tavrının+ Cumhuriyetten itibaren eskiye oranla daha istikrarlı bir seyir göstereceğini düşünebiliriz. Bu konuda sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Uluğ Bey’in+ Fatih’in+ Hezarfen Ahmet Çelebi’nin -muhtemelen daha başkalarının- kişiliklerinde+ kısa sürelerle ortaya çıkan yetişkin tavrı+ son kez Atatürk’ün kişiliğinde Cumhuriyet Döneminde ortaya çıkmıştır. Bu son çıkışın öncekilerden farkı+ yetişkin tavrının Cumhuriyet Döneminde kurumsallaşmaya başlamış olmasıdır. Ancak bu durum yaşamımıza henüz yeterince sinmemiştir.

Eğer bir hastanede+ okları izleyerek+ işinizi kendi başınıza hallederseniz bir yetişkin olmuş olursunuz. Eğer tanıdık bir hasta bakıcı bulursanız ve o da elinizden tutup sizi gereken yerlere götürürse+ o ana-baba+ siz ise çocuk olmuş olursunuz.

Çocuk rolünü pek severiz; özellikle devlet kapısında (Devlet babanın huzurunda) çocuk rolünü daha çok severiz. Bu tavrımız+ yüzlerce yıllık bir alışkanlığın ürünü olabileceği gibi+ yaşam biçimimizin zorunlu kıldığı bir davranış da olabilir. Yani yaşam biçimimizle ve gelişmişlik düzeyimizle+ tanıdık aramamızı gerektiren bağımlı davranışlarımız bir bütün oluşturmaktadır. Örneğin okların+ tabelaların yeterli olmaması ya da vatandaşın okuma-yazmasının kıt olması+ tanıdık aramayı zorunlu hale getirebilir. Fakat aynı zamanda+ tabela ya da okuma-yazma sorunu bulunmasa bile+ kişiler arası ilişkilerin sıcaklığına alışmış insanımız+ “yalnız bir yetişkin ” olup okları izlemek yerine+ bir tanıdığın elinden tuttuğu çocuk olmayı tercih etmektedir.

Sonuç olarak; etkili bir iletişimin mevcut olması için ortamda bulunan çatışmaların kaldırılması gerekmektedir. Çatışmaları kaldırıp kendimizi iletişim halinde olduğumuz insanların yerine koyduğumuz müddetçe iletişimde başarılı ve sevilen bir insan oluruz.

--------------------------------------------------------------------
Bir önceki konumuz olan «Yazımı Karıştırılan Sözcüklerin Doğru Yazımları...» konumuzunda ilginizi çekeceğini düşünerek incelemenizi tavsiye ederiz.